Sanatçı-Gezgin

FOTOĞRAFLAR

FOTOĞRAFLAR
SLAYD

fotoğraflar

fotoğraflar
slayd

FOTOĞRAFLAR

FOTOĞRAFLAR
SLAYD

FOTOĞRFALAR

FOTOĞRFALAR
SLAYD

FOTOĞRAFLAR

FOTOĞRAFLAR
SLAYDIR

ODESSA-UKRAYNA

 

ODESSA’DA  SONBAHAR...(UKRAYNA)


 1794’de Rus Çariçesi 2.Katerina’nın orduları tarafından istila edilmeden önceki  adıyla  ‘HACIBEY’, Kırım Hanlığına bağlıyken de Karadeniz’in en büyük limanıydı, şimdi de öyle… Karadeniz’in kuzeybatısında denize nazır taraçalar üzerine kurulmuş… İstanbul’a uçakla bir saat mesafede, direkt çizgi çektiğinizde Zonguldak’la karşı karşıya olan kentin tarih boyunca birçok istila görmesi ne doğasını ne de kültürünü bozmuş… Zaten bütün Ukrayna, Ruslardan önce 480 yılından itibaren Slav ırkının ve sonraları Ortodoks’luğun merkezi olarak hep başrolde olmuş… 1923’de kurulan Türkiye Cumhuriyetinin de ilk başkonsolosluklarından biri olan Odessa, Karadeniz’in  nimetlerini cömertçe sunarken, kapitalizme geçiş sürecinde diğer kaderdaşları gibi hayli zorlanmış görünüyor… Ama bütün zorluklara rağmen göz kamaştırıcı parklarını ve sanatlarını asla ihmal etmemişler… Bu yüzden saklanmış hüzünleri sonbaharın renklerinde can buluyor… Ruhlarının dinginliği bu yüzden…

SOVYET SONRASI:

1991’de Sovyetlerin dağılmasıyla bağımsızlığını alan ülkenin gözde limanı, kaçakçılık-mafya-rüşvet üçleminin girdabına kapılmış… O zaman ‘ben yaptım oldu’ diyen devlet yetkilileri, haksız sahiplenmelerle köşeyi dönerken halk, n’apacağını bilmez halde fakirliğe mahkum edilmiş… Çoğu da bildiğimiz gibi başka ülkelere göç etmiş… Halen de acaip bir zengin-fakir uçurumu var… Vergisi çok düşük en yeni lüx arabalar, cipler caddelerde fink atarken fakir halk köhne otobüs, troleybüs ve ‘natuşka’ denilen dolmuşlarda sıkış depiş ömür tüketiyor… Okuma yazma oranının %99,Üniversiteli’nin %85-90 olduğu bir ülkede bu olmamalıydı… Halen orta halli memur maaşının 250-300 Dolar olduğu ve rüşvetin had safhada olduğu söyleniyor… Suriye’den, Arap Ülkelerinden ve tabii Türkiye’den zenginler ve büyük yatırımlar göz kamaştırıyor… Ve tabii bütün ülkede olduğu gibi striptiz kulüpleri de…

Birbuçuk milyona yakın nüfus, yazın 2 milyona yaklaşıyor…

 ESKİ :

Eski şehir, kireç taşından mamul Stalin evleri ile çok odalı Kruşçev evlerinin düellosunu yaşıyor sanki… Stalin evleri 6-7 metre tavan yüksekliği ile imrendiriyor… En fazla dört kat yapılabiliyor zira kireç taşı, fazla katı taşımıyor… Kruşçev evleri ise komünist sistemin karakteristiği… Daha fazla kattan oluşan normal taş binalarda 5-6 oda ve ortak salon-mutfak-banyo var… Her odada bir aile olacak şekilde yaşamışlar…

YENİ:

Ev alırsanız sadece içini yapabiliyorsunuz… Dışı ile ilgili bütün yaptırımlar Devletin tasarrufunda… Zorunlu eğitim 12 yıl ve okullar numara ile adlandırılıyor… Alkol-sigara-benzin ve et’in hayli ucuz olduğu ülkenin bu şehrinde metro yok… Zira şehrin altı, ikiyüzyıl önce yapılmış, uzunluğu yüz km.yi bulan yer altı tünelleriyle kaplı… Bunlar İkinci Dünya savaşında çok işe yaramış… Şimdilerde bu tüneller %97 nem oranıyla ve yaz-kış değişmeyen ısısıyla ideal ve doğal şarap mahzenleri işlevini görüyor..

..Avrupa’nın en büyük ikinci toptan pazarı da Odessa’da... Kahraman Türk kadınlarına duyurulur..!

ŞEHİRDE GEZİ:

Şampanya-şarap ve konyak fabrikaları ve de sanatoryumları ile meşhur Odessa’da  küçük de olsa şehir turu yapan o malum iki katlı otobüsler var merak etmeyin… Arada inip tekrar binebilirsiniz… Ünlü yürüyüş ve eğlence-alışveriş caddesi ‘Deribasovskaya’yı merkez almanız yeter… Yalnız cadde isimleri çoğunluk Kiril alfabesiyle yazılı olduğundan zorlanabilirsiniz… Büyük çoğunluk İngilizce bilmiyor, bir Türk asıllıya rastlarsanız ne âlâ…. O da çat pat... Bu nedenle rehberli dolaşmanız tavsiye edilir… Neyse biz devam edelim;

 ŞEVÇENKO  PARKINDA ‘MEÇHUL ASKER ANITI’ :

1941-44 yılları arasında Almanlar ve Romanyalılar tarafından işgal edilen Odessa’da çoğunluğu Yahudi olan 280000(ikiyüzseksenbin) kişi ya katledilmiş ya da sürgüne gönderilmiş… Kızıl Ordu’nun 1944’de şehri kurtarmasından sonra 1945’te kahraman unvanı alan dört şehirden biri olmuş Odessa… Ukrayna’lı ünlü şair-ressam Şevçenko’ya adanmış parktaki 21metrelik anıt, Odessa için savaşan ve ölen askerlerin anısına yapılmış…

‘POTEMKİN MERDİVENLERİ’

Potemkin Merdivenleri

Şehri limana bağlamak için 1837-1841 yılları arasında yapılmış… Üstten bakılınca sadece sahanlıklar, alttan bakınca sadece basamaklar görülüyor..200 basamaktan 192si kalmış… En alt basamak 21.6m., en üst basamak 12.5m.,ama bakınca hepsi eşit görünüyor… Yüksekliği 27m.,uzunluğu 136m. Ayakları sağlam olmayanlar korkmayın, finiküler var… 1905 yılındaki halk ayaklanmasına limanda bulunan Potemkin Zırhlısındaki bahriyelilerin de katılmasının anısına bu merdivenlere bu ad verilmiş… Binlerce insanın katledildiği bu olay,1925 yılında Sergei Eisenstein tarafından ‘Potemkin Zırhlısı’ adıyla filme alındı…

 ODESSA OPERASI VE TİYATROSU:

Opera'da..

Dünyanın en büyük ikinci Operası, görkemiyle mest ediyor… Birincisi Viyana’da biliyorsunuz… Ama bu Operanın en önemli özelliği, akustik bakımından dünyanın bir numarası olması..

Opera

Odessa Tiyatrosu da başka bir binada kültür şölenlerini sürdürüyor..

Sonbahar’ın en güzel yanı da bu kültür-sanat şölenlerinin bu abide yapılarda şahlanması… Tabii bilet bulabilirseniz…

DİĞERLERİ:

Tolstoy sarayı, Katerina meydanı, Belediye binası ve Puşkin anıtı görülecek yerler arasında… Belediyenin önündeki top, Kırım savaşı sırasında batan fırkateynden ele geçirilmiş(1854)… Ünlü Rus şair Alexandr Puşkin ise 1820-1824 arasında sürgün edilmiş… Sebeplerden birisi de Belediye Başkanının eşiyle ilişkiye girmesi… Yıllar sonra mukallit Ruslar nazire yaparcasına heykelini Belediye önüne dikmiş…

Düğün sarayı ile Ukrayna ulusal bankası, kiliseler ve ana Sinagog da gezinize ekleyebileceğiniz yerler…

..Arcadia denilen deniz kıyısı bölgesinde ise Sonbahar hüznünü halen açık balıkçı ve kafelerde şenlendirebilirsiniz… Balıkçıda akrobasi ve dansöz şovu var ona göre… Ayrıca her türlü mutfağı bulabileceğiniz şehirde, cephesi ve içi sarı renk ağırlıklı dekore edilmiş Ukrayna mutfağını denemenizi tavsiye ederim… Özellikle içinde kuşbaşı et, pancar, patates, havuç ve beyaz lahana karışımı olan Bortç çorbasını…

..Oyun parkları, Yunusların şov yaptığı su parkı son gösterilerini yapmaktalar… Kışın donacak havuzlar ve göletler için ise paten hazırlıklarına başlanmış görünüyor…

 Ayrıca benim yaptığım gibi halka karışarak dolmuşlara ya da otobüslere  binin, gittiği yere kadar gidip dönün… Daha çok eğlenecek ve göreceksiniz… Muavin ve şöförlerden Türk asıllılara rastlamanız mümkün… Şehrin önemli banliyösü Tahirova, Türkler tarafından kurulmuş… Eski gümrük binasını da Türkler yapmış… Zaten Odessa’da Tatar ve Gagavuz Türkleri dahil 166(yüzaltmışaltı) millet yaşıyor…

..Bu arada belirteyim:

 Dolmuş 2,5 (ikibuçuk),otobüs ya da troleybüs 1,5 (birbuçuk) Grivna…

 1 Grivna,TL’nin dörtte biri gibi…

 1 Euro=11Grivna

..Yine belirteyim,100’lük Grivna’larda Şevçenko’nun resmi var…

KİREÇ TAŞI MUCİZESİ VE KATAKOMB’LAR:

Katakomb

Kireç taşı, milyonlarca yıl içersinde bazı denizlerde oluşuyor… Bir fosil oluşumu… Odessa bu yüzden şanslı… Kolay kazılıp işlenebilen, suyu emen, soğuktan ve sıcaktan koruyan doğal dokutaşı…  Bir zamanlar deniz alanı olan Odessa, bu oluşumun avantajını kullanmış… Altında yüz km. uzunluğunda labirentler bulunuyor… Bu oyma yeraltı labirentlerine ‘Katakomb’ deniyor… Dış köylere uzanan labirentleri tek tek toplasanız üçbin km. ediyormuş… Rehberin yalancısıyım tabii… Bu labirentler en önemli işlevini İkinci Dünya Savaşında Nazilere karşı savaşan Partizanlar Ordusu için yapmış… Altı-yedi metreden elli metre derinliğe kadar ulaşan tüneller,12 tabur ve binbeşyüz kişiden oluşan bu orduya ve de Nazilere karşı savaşan antifaşist Almanlara da sığınak olmuş… İçinde mutfak-banyo-kuyu-okul-hastane barındıran karmaşık tünellerin üçbin çıkış noktası var… Yaz-kış ısının 12-14 derece olması avantajmış ama aşırı nem ve güneşsizlik verem hastalığına yol açmış… Savaşı kazanmışlar ama gerek vurularak,.. gerek esir alınarak ve gerekse de hastalanarak %70’i ölmüş…

ŞEHİR DIŞI İÇİN AKKERMAN KALESİ;

Gününüz var ve şehirden sıkıldıysanız 70 km. uzakta Unesco Dünya Mirası listesindeki 13.-15. Yüzyıl Bizans yapımı Akkerman Kalesi tavsiye edilir… Yollar güzel… Üstelik giderken HÜRREM SULTAN’ın kasabasından geçiyorsunuz ona göre… 1484 yılında Osmanlılar tarafından fethedilmiş kaleler zinciri içerisinde 2 km. surları ve 26 tanesi ayakta kalmış gözetleme kuleleri ile muhteşem bir eser…

                                                                      Attila ATASOY- Ekim 2013




Katakomb

Çariçe 2. Katerina Meydanı







Potemkin Merdivenleri

İlk Belediye başkanı ile..

Meçhul Asker Anıtı

Meçhul Asker Anıtı..

Şevçenko Parkından..


Şevçenko Parkından..

Share:

ODESSA-UKRAYNA



ODESSA’DA  SONBAHAR...(UKRAYNA)





















 

Share:

GUATEMALA

TİKAL(GUATEMALA)

'YAĞMUR ORMANLARINA GİZLENMİŞ UYGARLIK'

TİKAL
Orta Amerika ülkesi Guatemala'nın kültür ve doğa hazineleri saymakla bitmiyor… Klasik Maya uygarlığının en büyük merkezi Tikal, bunlardan biri... Unesco Dünya Mirası listesinde…

Ülkenin kuzeyindeki Peten gölü ‘nün kuzeybatısındaki Tikal ulusal parkının tam kalbine taht kurmuş kent, her biri güneş doğumu ve batımına göre ayarlanmış en büyük piramit tapınakları barındırıyor…

M.Ö. 900-300 arasında küçük bir köy iken sonrasında yapılan piramit ve tapınaklarla Maya'ların en büyük kenti ve tören merkezi haline gelmiş(M.Ö. 300-M.S.100)… Daha da sonraları yani M.S.400-800’lerde ise uygarlık doruk noktasına ulaşmış… İşte o dönem meşhur hiyeroglif yazıları, karmaşık takvimleri gün ışığına çıkmış… Üstün sanatlarını da boyalı mezarlarına ve anıtsal heykellerine yansıtmışlar… (Preklasik : M.Ö.500-M.S.325 Klasik dönem: M.S.325-925)

PETEN, FLORES VE TİKAL YOLLARI:

Flores
Ülkenin virajlı asfalt yolları, yerleşim bölgelerinde kasislerle donatılmış… Zira Latin Amerika şoförleri hele bizim gibi minibüsle gidiyorsanız sizi uçuruyor… Bu kadar hoplama ve zıplamadan sonra iyice bir dinlenmek gerek… Bizim gibi güneyden geliyorsanız en iyisi  PETEN gölü kıyısındaki kasabalardan birinde dinlenmek… Bunlardan en uygunu da FLORES… Zira 75 km uzunluğundaki gölün Tikal'e en yakın ve şirin yeri burası bence… İki bin nüfuslu şirin kasaba, Tikal'e bir saat mesafede… Kuzeyden geliyorsanız milli park yakınında güzel 'lodge'lar var… Jaguar Inn bunlardan biri… Her türlü sinek ilacını da yanınıza almayı unutmayın tabii…

UYGARLIĞA GİRİŞ:

Girişte gerçek Maya rehber tarafından karşılanılıyor ve önce yakındaki timsahlı göl ziyaret ediliyor. Sonra da römorklu ciple on beş dakika ormanda yol alınıyor… İki bin çeşit bitki örtüsü, üç yüz çeşit devasa ağaç (Sakız, Ramon, Maun, Sedir, Palmiye v.b.)'tan oluşan orman yollarında çalkalanarak serinliyorsunuz… İnip ağaç köklerinden oluşan patika yollarda yürüme başlıyor ve bu yarım saat boyunca size yüzlerce çeşit kuştan bazılarının şarkıları eşlik ediyor… Tabii araya maymun ve başka yırtıcıların da sesi karışıyor… Ormanın devasa gölgesinde dışardaki sıcağı hissetmiyoruz bile… Veee sonunda kentin ilk duvarlarına ulaşıyoruz…

GÖRKEM VE HÜZÜN:

Bu nasıl iş yahu diyorsunuz… O devirde bu taş oymacılığı, bu astronomik hesaplar ve bu mimari nasıl olur diyorsunuz… Pes diyorsunuz… Ormanın bataklıkları, göletleri, karstik oluşumları arasına üç bin binalık bir kent bu kadar mı kusursuz inşa edilir diyorsunuz…

Kırkbeşbin nüfusu barındırmış onaltı km2 alanın yanında batıda ve doğuda piramit tapınaklar, kuzeyde bir iç kaleyle çevrili, rampalarla erişilen geniş bir meydan var. Aralarında boyalı mezarların da olduğu onaltı tapınağın en büyüğüne en sonra gidiliyor… Nedeni tabii ki emsalsiz güneş batımını izlemek… Bu da o kadar yorgunluğun üzerine tuz-biber demek oluyor… Yanına vardığımızda kafamız ensemize yapışacak ki tamamını görebilelim.. Restorasyon çalışmaları dolayısıyla yapılmış yan merdivenler çıkışı epey kolaylaştırıyor olsa da güneşte insanın canı çıkıyor... Buna razıyız zira orijinal dik basamakların tadını öncekilerden biliyoruz Allaha şükür…

78 m. (yetmişsekizmetre) yükseklikte ve 128 basamak olduğu söylenen (bizce daha fazla ya neyse..!) tapınağın en tepesinin bir alt kademesinde olağanüstü yağmur ormanlarına ve Maya görkemine tepeden şahit oluyorsunuz… Tuhaf bir hüzün kaplıyor... Neredeyse onbir yüzyıl yaşamışlığı itinayla korumaya almış orman, akşam güneşinde endişeli bir karanlığa hazırlanıyordu sanki… Belki de bu yaşamışlığı timsahlar'dan otuzsekiz çeşit yılana, Armadillo, Rakun, Sincap'tan Puma ve Jaguar'a kadar bütün yeni orman ailesine emanet ediyordu…

KISA KISA:

  • Tikal, 1931 yılında ulusal bir anıt olarak kurulmuş, 1955'te ulusal park ilan edilmiş, 1979'da Unesco Dünya mirası listesine alınmış… 30 Ocak 1990'da ise Dünya Biyosfer rezervi ilan edilmiş…
  • Zaman kavramını Venüs’e bakarak edinen Maya'ların dini törenlerle bezeli kültürleri rahipler tarafından yönetiliyordu…
  • Kol dirseği ve kalça ile oynanan bir çeşit top oyununda topu duvardaki delikten geçirmek gerekiyor…
  • Şaman geleneğine sahip Maya'lar için öteki dünya önemliydi… Öyle ki kutsal kentte yapılan spor karşılaşmalarında şampiyon takımın kaptanı gönüllü olarak kendini Tanrılara kurban eder böylece Tanrı katında makbul bir ölümsüz olacağına inanırmış…
  • Maya dili kökeni M.Ö. 2500'lere dayanıyor… En az 26 boy ve lehçeleri var… Meksika'daki Toltek'lerle olan birleşimlerinden Itza'lar oluşmuş… Itza'lar MS 900-1200'lerde gelip Peten gölü çevresine yerleşmişler…

Attila ATASOY- Mayıs 2013

Tikal

Tikal

Flores'te..

Flores

Tikal



Tikal yolları


Tikal yollarında..

Peten gölü


Share:

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Attila ATASOY Youtube Kanalı

Attila ATASOY Radyo Kanalı

Popüler Yayınlar

ATTİLA ATASOY RADYO

Öne Çıkan Yayın

Giresun Konserinden

 

Blog Arşivi

Atatürk

Atatürk

Wikipedia

Arama sonuçları

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *