Duygusuz (1978)
-
-
Attila ATASOY
Son Pişmanlık
-
DÜŞ PEŞİME
GEZİ ÜLKELERİNİN GÖRSELLERİNDEN OLUŞAN, DÜŞ PEŞİME ŞARKI VİDEOSU -
ATTİLA ATASOY
UNESCO DÜNYA MİRASLARI -
ATTİLA ATASOY
DÜNYA MİRASLARIMIZDA SON DURUM
Gönlümü Başka Emellerle Avutsaydım
Attila ATASOY & Gönlümü Başka Emellerle Avutsaydım
Ne olurdu seni bir lâhza unutsaydım
Rûhumu bir gece hülyasız uyutsaydım
Ne olurdu seni bir lâhza unutsaydım
Melahat PARS ~ Attila ATASY & Sitem
Söz ve Müzik : Attila ATASOY
Düzenleme: Onno TUNÇ
Lütfedip benim şarkımı söyleyen Melâhat PARS hocamızı, Halit KIVANÇ ağabeyimizi ve düzenlemede Onno TUNÇ kardeşimizi sevgi, saygı, özlem ve rahmetle anıyorum.
Sanma ki sen kızgın çölde yağan bir yağmursun
Ne sanmıştın kendini, solmayan bir çiçek mi
Yoksa gönül uydulu sönmeyen bir güneş mi
İstemem gelme sakın çok geç
Arayanım olmasa da soranım olmasa da
İstemem ellerim boş kalsa
Yüzüme gülsen dizime gelsen istemem sorma
Aylar geçti yıllar geçti ne haldeyim sorma
Yüzüme gülsen dizime gelsen istemem sorma
Sanma ki sen sevenlerde köpük köpük bir selsin
Ne sanmıştın kendini erişilmez hayal mi
Yoksa gökten zembilli dokunulmaz güzel mi
İstemem gelme sakın çok geç
Arayanım olmasa da soranım olmasa da
İstemem ellerim boş kalsa
Yüzüme gülsen dizime gelsen istemem sorma
Aylar geçti yıllar geçti ne haldeyim sorma
Yüzüme gülsen dizime gelsen istemem sorma
Olma İlaç Sine-i Sad Pareme
Attila ATASOY&Olmaz İlâç Sine i Sad Pâreme
Makam : Segâh Güfte : Nâmık Kemâl Beste : Hacı Arif Bey
Hacı Arif Bey Çeşmi Dilber’den ayrıldıktan sonra, Sultan-ı Irak makamında
Bana lutf-eyler iken sen
Neden meftunun oldum ben
diye bir beste yapar ve Sultan Abdülmecit'e gönderir. Bu eseri Sultan Abdülmecit çok beğenir ve Harem-i Humayun’da kızlara müzik hocalığına tayin eder. Hacı Arif Beyin gönlü daha birinci derste, cariyelerden Çerkes
asıllı, Zülf-i Nigâr’a kapılır. Zülf-i Nigâr da Hacı Arif Bey’e aşık olur.
Bu aşk kısa zamanda duyulur. Abdülmecit evlenmelerini emreder ve evlenirler.
Zülf-i Nigar, Çeşm-i Dilber kadar
güzel değildir. Fakat Arif Bey’e çok aşıktır. Bu evlilik her ikisi için de çok mutlu
başlar ve Rabia adında kızı olur. Zülf-i
Nigar Hanım, o devirlerde çaresi henüz bulunamamış vereme yakalanır. Günden
güne sararıp, solar, adeta bir mum gibi erir.
Zülf-i Nigâr Hanım’ın çaresiz
hastalığı ilerledikçe Hacı Arif Bey'de acılar içinde kıvranır ve ne yapacağınız bilemez. Sözleri
Namık Kemal’e ait olan meşhur Segâh Şarkı “Olmaz ilâç sine-i sad-pâreme” bu
dönemde Zülf-i Nigar Hanım’ın anısına bestelenmiştir.
Olmaz ilaç sine-i sad-pâreme
Çare bulunmaz bilirim yâreme
Baksa tabîbân-ı cihan çareme
Çare bulunmaz bilirim yâreme
Kastediyor tîr-i müjen canıma
Gözleri en son girecek kanıma
Şerhedemem hâlimi cananıma
Çare bulunmaz bilirim yâreme
“Yüz parça olmuş kalbime ilâç yoktur.
Yarama çare bulunmayacağını bilirim.
Dünyanın bütün hekimleri yarama baksalar da,
Yarama çare bulunmayacağını bilirim.
Sevgilinin kirpiklerinin okları canıma kastediyor.
Sonunda o gözler kanıma girecek.
Hâlimi sevgilime açıklayamam.
Yarama çare bulunmayacağını bilirim.”
Gizli Çiçek
Şimdi onu düşündüm
İki aşk bir yük gibi
Ağır geliyor bana
Ne olur bir şey sorma
İki aşk bir yük gibi
Ağır geliyor bana
Ağır geliyor bana
Öyle pek kolay sanma
Onu unutmam için
Biraz fırsat ver bana
Yaşanmazlar doya doya
Ayrıldığımız anda
Hasrettir adı oysa





